Mobil
Kobi

KOBİ'lere Yılda 40 Milyar Dolar Destek Sağlayacağız

26 Şubat 2026
Daha iyi bir deneyim için tam sürümü deneyebilirsiniz.
CHP'nin sanayi stratejilerini tamamen yeniden tasarlayan Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Güldem Atabay, önemli bir adım atmıştır.

CHP'nin Sanayi Politikaları Üzerine Açıklamalar

CHP Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Güldem Atabay, partinin sanayi stratejilerini tamamen yeni bir modelle yeniden şekillendirdiğini ifade ederek, "KOBİ’lere kaynak olarak 10 yılda 450-500 milyar dolar, yılda 40 milyar dolardan bahsediyoruz. Bu kaynak mevcut" şeklinde konuştu.

Güldem Atabay'ın EKONOMİ dergisine verdiği cevapların kısa bir özeti şu şekildedir:

Enflasyonun Nedenleri

Ülkemizdeki enflasyonun iki ana sebebi bulunmakta. Talep olduğuna yönelik inancım yok; zira gelirle geçinen kesimler oldukça zor durumda. Eğer talep enflasyonu varsa, bu durum zengin kesimlerden kaynaklanıyor. Bu kesimlere dokunmadan talebi azaltmak mümkün değil. Faiz oranlarını artırdıkça, bu kesim elde ettiği gelirle harcama yapmaya devam ediyor. Dolayısıyla, mevcut tedavi yöntemleri de yanlış.

Arz sorunları, verimlilik sorunları ve kamu yatırımları gibi konulara eş zamanlı çözümler getirdiğinizde, enflasyon düşer. Bunu başaramayan bir ülke yok. Bizim yapamıyor olmamız ise bir trajedi. Yaşanabilir bir enflasyon seviyesine ancak her alana müdahale ederek ulaşabiliriz.

Dikkat: Enflasyonla mücadelede siyasi etkiler göz önünde bulundurulmalıdır.

Merkez Bankası ve Siyasi Etkiler

Şu anda Merkez Bankası'nın yönetimi teknokrat bir görünüm sergilese de, siyasi gerginlikler ortaya çıktığında rezervleri kullanmaktan çekinmediklerini gözlemledik. 19 Mart'ta yaşanan olaylar bunun bir örneği. CHP'nin İstanbul İl Başkanlığı işgali sırasında da benzer bir savunma sergilendi.

Enflasyonla mücadelede dünya ile kıyaslandığımızda başarısızız. Çünkü siyasetin devreye girmesi, yerel seçimlerde seçmen üzerinde olumsuz bir etki yaratmamak adına para politikalarında gecikmelere neden oldu. Bu süreçte enflasyonu radikal bir şekilde yüzde 80 seviyesine çıkardınız. Artık bunu 3-5 yıla yayarak düşüremezsiniz. Siyasetin etkisi burada da net bir şekilde görülüyor; siyasetten bağımsız bir Merkez Bankası yok.

Yapısal Sorunlar ve Sanayi Durumu

Enflasyonla mücadelede yalnızca para politikaları değil, yapısal sorunlar da ön planda. Ülkemizdeki sanayi yapısı oldukça eski. Sanayimizin rekabetçiliği sadece Türk Lirası'nın ve emek piyasasının ucuz olmasına dayanıyor. Dijitalleşme ve yapay zeka ile oluşan yeni üretim modellerini kaçırıyoruz.

Sanayimiz çoğunlukla Marmara Bölgesi'nde yoğunlaşmışken, diğer bölgelerde hizmet sektörü ağırlıkta. Hizmet sektörü döviz yaratma kapasitesine sahip değil ve oldukça verimsiz.

Verilen teşviklerin geri dönüşleri yeterince değerlendirilmiyor.

Teşviklerin verimli olup olmadığını sorgulamak gerekiyor. Hâlâ özelleştirme tartışmaları yapılıyor, oysa dünya bu süreci çoktan geride bıraktı. Kamu özel işbirliği (KÖİ) projeleri, sanayi ve hizmetlerin yanı sıra sağlık sistemini de kapsıyor. Eğitim sistemi yeterli beceri gelişimi sunamıyor. Enflasyonu düşürmek için ekonominin tamamını değiştirmemiz şart. Tek bir cümleyle enflasyonu 'şöyle düşüreceğiz' demek gerçekçi değil.

Kamu Rolünün Değiştirilmesi Gerekiyor

Yüksek enflasyonla yaşanamayacağı gerçeği herkes tarafından anlaşıldı. Kamu rolünü değiştirmemiz şart. Sadece kriz anlarında müdahale eden değil, uzun vadeli projeler geliştiren bir kamu anlayışına ihtiyacımız var. Anadolu'daki sermayeyi dijital altyapıyla buluşturacak, uluslararası ticaret bağlantılarını kurabilecek bir kamu yapısı oluşturmalıyız. Bu, yalnızca yollarla ya da otoyollarla sınırlı değildir; kamu projelerinin çeşitlenmesi gerekmektedir.

Bu her şeyi devletin yapması gerektiği anlamına gelmiyor. Ancak, göz ardı edilmemesi gereken bir süreç var. Örneğin, ABD'de Biden'ın altyapı yatırımları ve Trump'ın yapay zeka şirketlerine devlet destekli yatırım yapmasına izin vermesi gibi adımlar, Türkiye'de de atılmalıdır. Ancak bu projelerin toplumun geneline fayda sağlaması gerekmektedir. Aksi takdirde, enflasyonla mücadelede mevcut yöntemlerle ilerlemek mümkün değil.

Yüksek enflasyon, gelir dağılımındaki eşitsizliklerin bir sonucudur.

Doğru yönlendirilmiş sosyal desteklerle, zor durumda olan kesimlere alternatif yardımlar sunarak enflasyonu hızlıca düşürmek mümkündür. 2001 krizinin ardından 2002, 2005 ve 2006 yıllarında bu durumun nasıl gerçekleştirilebildiğini gördük. O dönemde, hukukun üstünlüğü ve Avrupa Birliği perspektifi gibi unsurlar, doğru adımlar atıldığında enflasyonu düşürmenin maliyetini de azaltmaktadır. Dışarıdan ilgi çekildiği takdirde hem yabancı sermaye hem de yerli yatırımcı yeniden yatırım yapma isteği bulacaktır.

Sanayi Politikalarının Yeniden Şekillendirilmesi

Sanayi politikası değişikliğine ihtiyaç var. Bir yanda Marmara'ya odaklanmış büyük sanayi firmaları, diğer yanda Anadolu'da yayılmış KOBİ’ler bulunuyor. Bu KOBİ’lerin verimli olanları da var, verimsiz olanları da. Emekten yana politikalar sıkça dile getiriliyor, ancak emeğin karşılığı olabilmesi için bir üretim biriminin varlığı gerekiyor. Enflasyonun nasıl düşürüleceği sorusu aslında sanayi politikamızda gizli.

2013’ten bu yana süregelen bir yıpranmışlık ve kaybedilmiş bir gelecek söz konusu. Geçmişin yapısal sorunlarını çözerek önümüzdeki 30 yılı kurtaracak bir politika geliştirmemiz gerekiyor. Verimsiz KOBİ’leri bir araya getirerek, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme ile rekabet gücünü artırmayı hedefliyoruz. Ürün kalitesini değiştirerek, KOBİ’lerin yapısını dönüştürmeyi planlıyoruz.

KOBİ'lere verilecek teşvikler, üretim yapanlara yönelik olacak.

İstihdam yaratabilen ve ihracat yapabilen KOBİ’lere farklı şekillerde teşvikler sunacağız. Bu teşvikler ezbere olmayacak; gerçekten üretim yapanlar için geçerli olacak. Devletin önümüzdeki 10 yıl içinde 450-500 milyar dolarlık bir teşvik harcaması olacağını öngörüyoruz.

KÖİ'leri rasyonel bir şekilde yeniden düzenlediğimizde, anlaşmaları TL’ye çevirdiğimizde, bu kaynaklar neredeyse bir yıl içinde çıkıyor. Yıllık en az 40 milyar dolardan bahsediyoruz. Bu kaynak mevcut ve CHP bunu gerçekleştirecek. Devletin harcama yönünün değiştirilmesi gerekiyor. Teşviklerin geri dönüşlerinin ölçülmesi, enerji üretim modelinin değişimi ve üretimin ihracata uygun hale getirilmesi gibi unsurlar, bütün bu projeleri KOBİ’ler üzerinden kurguladığımız bir vizyonla ilerletilecektir.

Gümrük Birliği ve Siyasi Engeller

Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, iktidarımız döneminde gerçekleştirilebilecek en kolay konulardan biri. 2018 Avrupa Komisyonu raporuyla, her iki tarafın da bu yönde isteği olmasına rağmen, Türkiye'deki hukuk ve insan hakları sorunları engel teşkil ediyor. O alan tıkalı durumda. Oysa o tarafta gümrük birliğinin revize edilmesi isteniyor. Siyasi engel ise AK Parti’nin müdahale edemeyeceği bir konu. CHP bu noktada adım attığında, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve hukuk düzeni konularında kapılar kendiliğinden açılacaktır. AK Parti'nin tamamladığı ön hazırlıklar, asıl yapabilecek olan partinin biz olduğunu gösteriyor.

2026 yılında enflasyon oranının yüzde 28 olacağını öngörüyorum. 2027 yılında bir seçim ekonomisi gündeme gelecek. Bu seçim ekonomisinin ölçeği 2023'teki gibi olmayacak. Daha çok ücret düzeltmeleri, reel sektöre kredi erişimi sağlanması ve emekli aylıklarının düzeltilmesi gibi adımları içerecek. Bütçede yer açıldığı için bu adımlar atılacak. 2023’teki aşırı popülist ekonomi politikaları yerine, daha hedefli bir popülizm siyaseti izlenecek. Hedefli saldırılar ve muhalefeti hukuk yoluyla zayıflatma, 2027 seçimlerinin ana teması olacak. Bu durum, enflasyonun 30’un üzerine çıkmasına neden olacaktır.

Yastık Altı Altın ve Merkez Bankası

Merkez Bankası Başkanı Karahan, altının servet etkisinin enflasyonla mücadeleyi zorlaştırdığını belirtti. Yastık altındaki altınlar için nasıl bir planınız var? Merkez Bankası'nın bu yorumu ağır bir eleştiri olarak değerlendirilebilir. İnsanların neden yastık altında altın bulundurduğu sorusu önemli; çünkü öğrenilmiş güvensizlik var. Krizler ve belirsizlikler, altın sertifikası gibi kampanyalarla ekonomiye çekilmeye çalışıldı fakat bu para sisteme geri dönmedi. Gerçekçi olmalıyız. Düğünlerde takılan altınlar, Anadolu'da güvence olarak görülmekte. Yeni evlenenler, ev veya araba alacakları zaman bu altınları bozduruyor ve ardından tekrar yerine koymaya çalışıyor. Kayıt dışı olarak değerlendirmek yanıltıcıdır; kayıt dışı dediğimiz, vergisini ödemeyen kesimlerdir. Ekonomiye güven vermek, "Bir dükkan açayım, Türkiye'nin önü açık" dedirtebilmelidir. O zaman altın bozdurulup sisteme kazandırılacaktır. Güven ortamını oluşturmak bu sürecin anahtarıdır.