Beşiktaş kaptanı Orkun Kökçü, Antalya'daki kamp sürecinde TRT Spor'a mülakat verdi. Teknik direktör Sergen Yalçın ile olan ilişkisini ve futbol kariyerindeki önemli dönüm noktalarını paylaştı.
Kamp dönemi oldukça yoğun geçiyor. Çift antrenman yaparak takım olarak verimli bir süreç geçiriyoruz. Arkadaşlarımla odalarda oyunlar oynayarak zaman geçiriyoruz. Türkiye'de futbol alanında ve genel olarak büyük bir karmaşa var. Bizim için önemli olan, takım içinde bu tür olumsuzlukların yaşanmaması. Sonuçlar istediğimiz gibi gitmese de böyle bir sorun yaşamıyoruz. Hollanda Ligi, oyuncu gelişimi açısından en avantajlı ligdir. Burada baskı daha fazla, ancak bu durum oyunu daha eğlenceli hale getiriyor; maç günü rahat olamıyorsunuz.
Yaz aylarında Dünya Kulüpler Kupası sırasında teknik direktörümle bazı tartışmalarım oldu. Benfica'da güzel zamanlar geçirdim ama normal hayatta bazı zorluklarla karşılaştım. Ritmimi bulmakta zorlandım. Transfer olma isteğimi babamla sıkça konuşuyordum. En önemli şey, hayatımda mutlu olmamdı. İki yıl Portekiz'de yaşadım ve Hollanda'da ailemle çevremin yanında kendimi daha rahat hissediyorum. Portekiz'de gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldım ve bu süreç beni zorladı. Babam ve ailemle tüm olasılıkları değerlendirdikten sonra Beşiktaş'a gelmekten başka bir seçenek bırakmadım. Küçüklüğümden beri Beşiktaş hayalini kuruyordum. Ben bir kariyer peşinde koşan biri değilim; sonunda her şey unutuluyor, önemli olan mutlu olacağım yeri bulmak. Beşiktaş'ta gerçekten mutluyum. Bazen Orkun'un mutsuz olduğu yazılıyor, ama bu doğru değil; ben mutluyum. Sonuçların ve performansların daha iyi olması gerekiyor, böyle olursa daha da mutlu olurum. Ama kafaya takmamak lazım.
Bonservis bedeliyle ilgili konuşulanlar da moralimi bozuyor. Sonuçta bu konular futbolun bir gerçeği, ama ben buna pek takılmıyorum. Kendi yeteneklerimin farkındayım. Herkes bir şeyler söyler ama ben kendi yolumda ilerlemeye devam edeceğim. Feyenoord ve Benfica'da bunu öğrendim; herkes konuşur ama ben kendi bildiğimi yaparım. Sosyal medyaya fazla bakmıyorum, ama ilginç yorumlar karşınıza çıkıyor. Bu konular beni sıkıyor.
Kariyerim boyunca sürekli baskı altında oynadım. İlk maçımda 1 gol ve 1 asistle başladım ve bu durum beklentileri artırdı. 18 yaşımda ilk 11'de oynamaya başladım, kariyerim boyunca bu baskıyla mücadele ettim. Yalnız kaldığımda iki yıl boyunca evde oturdum. İnsanlarla çabuk kaynaşabilen biri değilim. Annem ve babam sağ olsun, Portekiz'e geliyorlardı. Tek başıma kaldığımda zorlandım. Havalimanında karşılanma anında hayatımda ilk kez sevgi hissettim. Feyenoord'daki son sezonumda şampiyon olunca da bu duyguyu yaşamıştım. Havalimanında kendime 'ağlama' dedim ama gözyaşlarımı tutamadım. Uçakta, karşılamanın nasıl olacağını konuşuyorduk. Sosyal medyada yorumları görmüştüm ama bu kadar büyük bir karşılamayı beklemiyordum. Beşiktaş taraftarının bu kadar büyük bir destek sunacağını düşünmemiştim. Şu an beni biraz üzen, bu sevgiye karşılık vermek istiyorum.
Türkiye'de sadece gol ve asist sayısına odaklanılıyor, bu durum oyuncular üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Avrupa'da böyle bir oyun anlayışı yok. Kötü oynayıp gol atsam Türkiye'de kimse bir şey demiyor. Son 3-4 sezonda 10 gole yakın atıyordum ama şu anda 0'dayım. Bu benim için sıkıntılı bir durum. Çözümünü biliyorum ama burada detaylandırmayalım. Gol atamadığım için bu durum beni rahatsız ediyor. Son yıllarda hep 10 gole yakın atıyordum, ama bu yıl henüz golüm yok. Benfica ve Feyenoord'da takım olarak daha önde oyun kuruyorduk, burada ise başlangıçta geçiş oyunu vardı, şimdi daha çok topa sahip olma oyununa geçtik. Daha fazla ön alanda oynarsam daha fazla gol atabilirim. 10 numara oynamak istemiyorum; ben 8 numara oyuncusuyum. Savunmadan oyun kurmayı ve gol atmayı seviyorum, ama henüz bunu başaramadık.
Yaz döneminde transferim için bazı kulüpler benimle ilgilendi. Babama, önemli teklifleri bana aktarmamasını söyledim. Arabistan ve Avrupa'dan teklifler aldım ama en mutlu olacağım yerin Beşiktaş olduğunu düşündüm. Kendimi en rahat hissettiğim pozisyon 8 numara. Takımın öne çıkmasına yardımcı olmak istiyorum. İlk golümün özel olmasını istiyorum. İlk Shakhtar maçında penaltıcıları belirledik ve Abraham bu penaltıyı kullandı. Attıktan sonra penaltıcıyı değiştirmek mantıklı değil. Kasımpaşa maçından sonra birinci penaltıcı ben oldum ama 11-12 maçtır gol atamadım; kaçırırsam çok üzülürüm. Bu yüzden Cengiz abi penaltıyı aldı ve attı. Artık kime nasıl atacağımın önemi yok, önemli olan bir an önce gol atmak. Bir tane gol atarsam, arkasının geleceğini biliyorum.
Sergen Yalçın ile çalışacağımı öğrendiğimde büyük bir heyecan duydum. Onu çok izleyemedim ama babam onun futbolculuk kariyerini anlattı. Harika bir futbolcuydu ve hocalığı da çok başarılı. Ne istediği konusunda oldukça net; bunu yapmamız gerekiyor. Bu, futbolcu olarak bizim için avantaj sağlıyor. Süper Lig'i iyi tanıyor. Bu kamp süreci ile ikinci yarıda daha iyi sonuçlar elde edeceğiz. Bazen Sergen Hoca, 'ben sana gol atma mı dedim?' gibi esprili yaklaşımlar sergiliyor.
Fenerbahçe maçında çok hırslıydım, ama bu benim karakterim değil. Soyunma odasında kötü hissettim ve birkaç gün boyunca zorlandım. O dönemlerde dostlarınızın kim olduğunu öğreniyorsunuz; bu açıdan iyi oldu. Öne geçince geri çekilme eğilimimiz oluyor, bu da otomatik olarak gelişiyor. İçerde oynadığımız maçta daha fazla saldırgan olmamız gerekiyordu.
Kaptanlık, büyük bir sorumluluk ve bu unvanı aldığımda çok heyecanlandım. Başkanımız beni aradı ve bu, çocukluk hayalimdi. Mutluyum ama ekstra şeyler yapmam gereken durumlar da var. Bu konuda alışkınım çünkü Feyenoord’da 21 yaşında kaptan oldum. Şampiyonluklar kazanmak ve Şampiyonlar Ligi’ne katılmak gibi hedeflerimiz var. Bunları başaracağımıza inanıyorum ve Beşiktaş’ı hak ettiği yerlere ulaştıracağız.
Feyenoord locasında biletimiz vardı, ama daha sonra deplasman tribününden maçı izledik. Güzel bir maçtı. Ertesi gün antrenmana Beşiktaş formasıyla gittim ve arkadaşlarımla tartıştık. Salih Özcan ile de konuştum. Ben de bekliyorum.
...